Count per Day
  • 8This post:
  • 8024Total reads:
  • 22Reads today:
  • 89Reads yesterday:
  • 0Visitors currently online:
En Çok Okunan

Feyza Hepçilingirler-/-TÜRKÇE GÜNLÜKLERİ (22 Ekim 2009)

feyzahep

1 Ekim Perşembe
Tıp terimlerini Türkçeleştirme konusunda en etkili çalışmaları yapan kurumlardan biri de Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’dir.
Bu fakültenin hazırladığı “Türkçe Tıp Dili Kılavuzu” yeni basımlarıyla büyüyor, genişliyor.
Bu öğretim yılında tıp eğitimine başlayan öğrenciler için düzenlenen, “Açılış, Tanışma ve Uyum” programı çerçevesinde, ben de “Hekimin En Büyük Gücü: Türkçe” başlıklı bir konuşma yapmak için dün aralarındaydım.
-
Sadık okurum, artık dostum Ayşe Özyağcılar’ın, “Tıp dilinin de Türkçesi olmalı.” diyen mektubundan kimi alıntılar aktardım. Sözgelimi, sizin için hazırlanan dosyada “FASİAL PARALİZİ” yazdığını görseniz ne hissedersiniz? İşte onu hissetmiş Ayşe Hanım. “Tek taraflı sabit baş ağrısı, skalpta parestezi ve hipotezi ile karakterizedir.” gibi örnekler veriyor; “‘Anterior boyun ağrıları’ yerine ‘boynun üst kısmındaki ağrılar’ dense ne kadar anlaşılır olacak herkes tarafından.” diyordu. Bir ilaç kutusunun üstünü, bir başka kutudan çıkan “prospektüs”ü okudum. Genç öğrenciler de şimdilik benim durumumda: Anlamıyorlar. Ama şimdilik. Hekim olduklarında aynı sözcükleri kullanacaklar, biz yine anlamayacağız.
-
Daha önce günlüklerde yer vermiştim; ama o kadar içime dokunan bir örnektir ki bu, tıp dilinin anlaşılmazlığı konusu açıldığında, yine aynı okulda duyduğum bu olayı anlatmadan edemiyorum. Çocuğunu hastaneye yatırıp köyüne dönmek zorunda kalan aile, ertesi gün telefon etmiş. Çocuklarının sağlık durumunu öğrenecek. “Çocuğunuz eks oldu” denmiş hastaneden. Karşı tarafta ses yok. Sonraki gün yine telefon: “Dün eks olmuştu, bugün nasıl oldu acaba?” “Eks olma”nın “öldü” anlamına geldiğini nereden bilsin o insanlar? “Manyetik rezonans” sözcüklerinin kısaltması “MR”yi niye “em ar” diye okutuyoruz? “Tomografi” nedir? İlaç kutularının içine ve üstüne yazılanlar kime seslenmektedir?
-
Tıp dilini öğrenmeden hastalanmak yasak mıdır? “Hastalığın geri dönmesi” anlamında, “nüksetmek” derken kullandığımız “nüks” sözcüğünü “nüx” diye yazan asistanlar olduğunu da bu gidişimde öğrendim. Tıp dilinin Türkçeleşmesi alanında pek çok çaba olduğunu biliyorum. Bu çabaları birleştirecek ve sonuçlarını geçerli kılacak kurum, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) midir, Türk Dil Kurumu mudur? Üniversitelerle yapılacak işbirliği midir? Tıp terimlerinin Türkçeleştirilmesi yetmez; biliyorum. Genç öğrencilere tıp bilgisinin Türkçe terimlerle aktarılması gerekir. Bu da yılların alışkanlığından vazgeçmek zorunda kalacak hocalara düşen zorlu bir görev…
-
2 Ekim Cuma
Kocaeli Üniversitesi’nin yayımladığı “Prof. Dr. Baki Komsuoglu Günlüğü” çok şık, çok güzel bir kitap olmuş. Emin Sami Arısoy’la bu gidişimde görüşemedim; selamlarını üç kitabıyla iletmiş. İlki, başta Türk Solu olmak üzere çeşitli gazete ve dergilere yazılmış yazıların toplandığı bir kitap: “Çünkü Biz Şayak Kalpaklı Sarışın Bir Kurdun Çocuklarıyız” (İleri Yayınları). İkincisi bir şiir kitabı: “Engini Buldu Gönül” (İleri Yayınları). Üçüncü kitap ise Zeynep Karakaş ve İnci Yıldız’la birlikte hazırlanmış bir kılavuz: “’Febril Nötropeni’ Terimleri Kılavuzu”.
-
3 Ekim Cumartesi
Attilâ Şenkon, TRT ile ortak bir çalışma içinde, “Mürekkep Kokusu” adlı bir dizi program hazırlıyor. Ankara’dan, İstanbul’da yaşayan yazarlarla görüşmek üzere gelmiş. Dün buluştuk; söyleştik. Uzun bir röportaj oldu; büyük olasılıkla iki bölüm halinde yayımlanacak. “Sustum Duydun mu?” (Turkuvaz Kitap) adlı yeni kitabına bu buluşma sayesinde ulaştım. Bu çarpıcı adı taşıyan kitap, aldatılmış bir erkeğin duyduğu kolay tanımlanamayan acıyı anlatan üçlemenin son kitabı. İlki “Ten Yükü” 1995’te yayımlanmıştı; 2002’de “Bıyık İzi Yalanları” çıktı. “Sustum Duydun mu?” hep “ihanet” ve “intikam” temaları çevresinde dolandığı halde, yinelemeye düşülmeden, ince, duyarlı bir biçemle yazılmış yedi öyküden oluşuyor ve bir solukta okunuyor.
-
4 Ekim Pazar
Şiir kitaplarını ne zamandır ihmal ediyorum. Metin Cengiz’in 1988’den 1998’e, on yıllık sürede yayımlanmış ilk altı şiir kitabını topladığı “Sonsuzluk Çiseler Büyük Sularda” 263 sayfalık bir kitap olarak Şiir-den Yayınları arasında çıktı. İlk şiirlerden tadımlık birkaç dize: “Dalgalara dönüşür kimliği sözcüklerin / Eyleme taşınır umutlar, defterler / Kitaplar yapraklar açık kalır / Resimler oluşur zamanın köpüklerinde / Düşlerin düşlerimle birleşir kalır”. Cengiz’in bir başka kitabı, şiir ile bütünleşmiş bir kavram olan imgeyi anlattığı “İmge Nedir?” de aynı yayınevinden çıktı.
-
Güler Meriçkan Güleç’in kısacık dizelerden oluşan etkileyici şiirleri, son kitabı “Ten Makamı” (Cinius Yayınları) ile doruğa ulaşmış. Minyatürler eşliğinde sunulan şiirler ”ten”i ateşle sınayıp müziğe dönüştürüyor: “çin’de açan / maçinli / erguvanım / tende / tellal”. “Nisan Dönencesi” (Karşı Yayınlar) ve “altyazısız” aynı duyarlı kalemden çıkmış; ama içeriğine uygun farklı tatlar taşıyan şiir kitapları. Hikmet Altınkaynak ile aynı bölümdeyiz; zaman zaman kitaplarımız karışıyor. “Hep Gözlerinden Öptüğüm” de Güleç’in Hikmet Altınkaynak’a gönderdiği; bana gelenlerin arasına karışmış kitabı. Altınkaynak’a vermeden onu da okudum. Bu kitapta da ayrı bir tat, ayrı bir lezzet var.
-
Zafer Yalçınpınar’ın “Kelimenin Yüzü” (Çekirdek Sanat Yayınları), her şeyin bir sonu olmadığını kanıtlarcasına sondan başlayan, sözcüklere yepyeni ve düşündürücü tanımlar getiren bir sözlük. İlk sayfadaki son bölümden tanımlar: ”Kül: Gri tüy / Cümle: Kelime gemisinde harf denizi / Denge: Araf / Buz: Suyun tutsaklığı / Paragraf: Cümlenin limanı”. “Meydansız” kitabında, kimi zaman gizli, kimi zaman açık bir eleştirellik içeren dizelerden de küçük bir örnek: “siz yoksunuz, ama biz var sayalım şimdi. / size ne desek ne yapsak / yokluğunuzun içinden geçecek gibi.”
-
6 Ekim Salı
Toprak için, “kazma, kazılma” anlamındaki Arapça “hafr” sözcüğünün çoğulu “hafriyat” dilimizde kullanılıyor; ama çoğu kez yanlış kullanılıyor. Bir işyerinin penceresine özenle şöyle yazıldığını görmüş Ergün Özkan: “MERT HARFİYAT / Kum, Çakıl, Çimento, İnşaat İşleri” Bir başka yerden; üstelik bir orman mühendisinin yazısından bir alıntıda da aynı sözcük şöyle geçiyormuş: “Orman alanlarında plansız programsız yapılan harfiyat işlerindeki yanlışlıklar…” Arapçada “harfiyat” diye bir sözcük yok. Olsaydı “harflerle ilgili işler” anlamına gelirdi herhalde. Anlaşılan, “hafriyat”ın kökü olan “hafr” sözcüğü kullanılmadığı için onun yerine daha iyi bilinen “harf” yerleştiriliyor. Harflerimize de pek iyi davranmıyoruz; ama hiç değilse kazma ile üstlerine varmıyoruz şimdilik.
-
http://www.feyzahepcilingirler.com/turkce.html

One Response to “Feyza Hepçilingirler-/-TÜRKÇE GÜNLÜKLERİ (22 Ekim 2009)”

  • admin diyor ki:

    Hocam, bir konu daha var.
    Örnek: Taksim’e 25 tane polis, 15 tane öğretim üyesi, 33 tane öğretmen, 8 tane işportacı, 25 tane kız öğrenci ve 30 tane erkek öğrenci gelse…
    Yukarıdaki bu yazıda kulak tırmalayan, iğrenç bir betimleme var. Tane…
    İşte artık Tv ekranlarında koca koca adamlar insan için tane demekte.
    Tane ile betimlenen insanın düşürüldüğü duruma bakınız…

    Ama ana sorum şu: İnsan için bildiğim kadar tane-adet denmemeli.
    3 kişi, 8 kişi, ya da 3 erkek oyuncu, 4 kadın oyuncu vb. olması gerekmiyor mu?
    Neden ısrarla tane diyoruz?
    Bu doğru mu?

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

Bugün Okunan

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /var/www/vhosts/turkcelil.com/httpdocs/3v/wp-content/themes/fireworks_in_the_sky_eve060/header.php:2) in /var/www/vhosts/turkcelil.com/httpdocs/3v/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 491
Yazı ara
Arşivler