DEVŞİRİLİYOR MUYUZ?
Şu ya da bu ad altında “Ulusal Ant” sınırlarının tartışılır oluşunun geçmişi çeyrek yüzyıl öncesine dayandırılabilir.
Bu türden tartışmaları organizmaya salınan zehire benzetirsek, önceleri pek de farkına varılmayan bu zehir salınımı son zamanlarda artan birikimle birlikte etkilerinin de görmezden gelinmeyecek noktaya varmış olmasıyla kendini gösterir oldu.
Günün önde gelen etkileşim aygıtları olarak medya ve her türden beyin yıkama aracı toplumsal uyuşukluk yaratmış durumdadır. Kavramların, değerlerin ve insanlığa dair her şeyin tersyüz edildiği günümüzde“devşirme” için ateşli silahların yanı sıra Türkiye’de olduğu gibi “ateşsiz” silahlar da kullanılabilmekte.
Uygarlaşmak, demokratikleşmek ve çağdaş uygarlığa erişmek adına dişimizle, tırnağımızla edindiğimiz ne varsa feda etmeye hazır duruma getirilmiş bir toplum gerçeğinin görmezden gelinmesi artık olanaksız olsa gerektir.
Anadolu’dan silah zoruyla kapı dışarı edildikten sonra bir de masa başında yenilmek ağırlarına gitmişti. O günlerde katlayıp da ceplerine koydukları, ama daha o gün, “gün gelecek bunları tek tek geri alacağız!”sözleri bugünlerde gerçek mi oluyor yoksa?
Kanıtı mı?
Türkiye bugün en iyi bildiği işi yapamaz durumdaysa eğer, bir zamanlar bir türlü “endüstri toplumu”olamadığı için hayıflanan bir ulus bugün tarım toplumu bile olmaktan uzaklaşmışsa bundan daha iyi kanıta gerek var mıdır?
“Yeni Sevr” pespayelikleriyle oyalanabilen, üretmeyi unutmuş, avuç açmayı iyiden iyiye benimsemiş bir toplumun devşirilmesi kadar doğal bir sonuç olabilir mi?
Bu devşirilme süreci öylesine hızlanmış ve yokuş aşağı ivme kazanmış durumdadır ki; geçmişte hiç olmazsa 10 Kasım’larda verilen molaya bu kez gerek bile kalmamış görünüyor.
Acı ama gerçek:
Bu 10 Kasım, “devşirilme” yolundaki Türkiye’nin Yeni Sevr aracılığıyla girmiş olduğu yolun önemli kilometre taşı yapılmaya çalışılıyor.
Yazık bize…
Bu 10 Kasım’ın öne çıkan sorusu “devşiriliyor muyuz?” olmuştur artık!
Ceyhun BALCI, 9.11.2009








