POPÜLER OLMAK İSTEYEN YAZAR ADAYINA ÖNERİLER 5
Feyza Hepçilingirler• Yazacağınız şey, tüketim toplumuna, tüketsin diye sunulmuş bir maldır. “Kitap” adını taşıyor olması, onu kutsal bir varlık gibi görmenizi gerektirmez. Kitabın kutsallığı tarihin derinliklerinde kalmıştır. Artık sadece din kitaplarına “kutsal” gözüyle bakıldığını unutmayın. Kitabın tahtına kimi oturtacağınız konusunda tereddüde kapılmanıza hiç gerek yok. Yanıt açık ve tektir. Elbette parayı oturtacaksınız.
*
Kitap, saygı gösterilecek değil, satılacak bir şeydir. Yazacaklarınızı okumaya hazır bir kitle varsa siz niye bunu paraya dönüştürmenin yollarını aramayasınız? Hele her yazdığınızı övecek birilerini ayarlayabilirseniz yalnız edebiyat dünyasından değil, medya dünyasından da kimsecikler elinize su dökemez. Göstereceğiniz bütün çaba, kitabınızı satmak içindir; okuyanların kitapta bir şey bulup bulmaması sizi hiç mi hiç ilgilendirmez.
*
Kaldı ki okuyan bir şey bulamamışsa bu, sizin değil onun sorunudur. Ya ne aradığını bilmiyor, boşu boşuna bir şeyler bulmaya çalışıyordur ya da sizin söylediklerinizle uyuşacak kıvama henüz gelmemiştir. Dişe dokunur bir şey bulma umudunu kitabın sonuna dek diri tuttuğu halde aradığını bulamadığı gibi, herhangi bir düşünce kırıntısı, bir güzel söyleyiş, hoşa giden bir anlatım bulamamış olanların kitabınızı çöpe atmasını hoş karşılamak zorundasınız. Bunda canınızı sıkacak, kendinizi üzecek bir durum yoktur. Sizin çalakalem (çalatuş) yazdığınız zırvaları insanların yaşamları boyunca saklamasını istemek, fazlasıyla bencil bir davranış olmaz mı?
*
Değişen edebiyat ortamında artık kitaplar çöp bidonlarında bile kendilerine yer açmaya başladı. Bu duruma ahlanıp vahlanmaya kalkanlara sakın kulak asmayın. Kitabın “çöp” diye algılanmasına şiddetle karşı çıkacak olan bu “zevat” çağı yakalayamamış geri kafalılardan ibarettir. Çöp bidonlarında okunmuş / okunmamış, ortasından öfkeyle ikiye ayrılmış, küçük parçalar halinde yırtılıp havaya savrulmuş kitaplara rastlanıyor olması, kitabın yaşamımızın her alanına girdiğinin kanıtı sayılmaz mı? Bu bir gelişme değildir de nedir?
*
• Marketlerde çocuk bezlerinin, kadın bağlarının yanıbaşında kitaba yer verilmesini hoş karşılamayan birtakım örümcek kafalılara da aldırmayın. Sonuç olarak tümünün hammaddesi kâğıt olduğuna göre çocuk bezleriyle kadın bağları elbette kitabın yakın akrabası sayılmalıdır. Bu cümleden olarak kitabı yaygınlaştırmanın başka yollarının bulunmasında epeyce geç kalındığı da pek farkında olunmayan başka bir gerçektir. Marketlerden sonra şehrin merkezi yerlerinde bulunan umumi tuvaletlere kitap standları kurmak niçin şimdiye kadar kimsenin aklına gelmemiştir? Kitabı insanın ayağına götürmek hünerse başka yerlerine yaklaştırmak da önemli bir hizmet sayılmaz mı?
*
Okullardan, evlerden, kıraathanelerden kovulan kitaba yeni mekânlar açmak bir toplumsal görev değil midir? Birçok kişinin tuvalette kitap okuma alışkanlığında olduğu gerçeğinin yanı sıra, son yıllarda birbirinin peşinden yayımlanan pek çok kitaba en çok yakışan mekânın tuvalet olduğu dikkate alındığında umumi tuvaletlerde kitap satışına başlanmasında çok geç kalındığı kolayca anlaşılabilir. Bu hizmeti gerçekleştirebilecek kişi ve kuruluşlarla en kısa zamanda temas sağlanmalı ve kitaplı tuvaletler hayata geçirilmelidir.
*
• Birtakım zırvalar yazıyorsunuz diye kendinizi hor görmeye kalkmayın.
Siz benzersizsiniz. Türkiye’de doğmuş olmanın şanssızlığını, Türkiyeli bir Dostoyevski olduğunuzu düşünerek gidermeye çalışın. Egonuzu, bisiklet lastiğinden “tubeless” TIR lastiği yapacak kadar; yani şişirebildiğiniz kadar şişirin. Kendinize hayran olmanızın size büyük yararı olacak; buna karşılık kimseye bir zararı dokunmayacaktır. Bütün edebi hayranlıklar gibi, sizinki de okuduğuna hayran olmaktır. Kendi yazdıklarınızdan başka bir şey okumadığınıza göre, kendinizden başka kime hayran olacaktınız? Ayrıca unutmayın, siz kendinize hayran olmadıkça okurun size hayran olması söz konusu değildir.
*
Sizin gibi olanlarla ortak olmayan tek noktanız yoktur; ama yine de siz farklı olduğunuza inanmalısınız ki okurlarınızı da inandırabilesiniz. Tümüyle size ait tek bir görüşünüz olmasa da özgün olduğunuza yeterince inanmazsanız kimseleri inandıramazsınız. Sabah yataktan kalktığınız andan, akşam yatıncaya kadar içinizden (gerektiğinde dışınızdan da) şu sözleri tekrarlamalısınız: “Ben tekim, biriciğim, eşim benzerim yok.” Göreceksiniz bu sözler birkaç ay içinde sihirli etkisini gösterecek; boyunuz uzamasa da başınız dikleşecek, omuzlarınız kalkacak; aşırı kasılmaktan arada çeşitli yerlerinize kramplar girse bile bel ağrılarınızdan ve kamburlaşma tehlikesinden tümüyle kurtulacaksınız.
*
http://www.feyzahepcilingirler.com/popyazar.html








