Bu Köyün Ağasıyım Ben!
Bir varmış diğerleri hiç yokmuş…
Bu köyde yaşayan herkesten ben sorumluyum, ama önce kendi ailemi düşünürüm.
Ailemin en iyi şekilde yaşaması asil görevimdir, ailem çok kalabalık olduğu, aralarında başka renk, başka dil, başka düşünce yapısında olanlarında bulunduğu için, bazen içimizde de haksızlıklar, uğursuzluklar, yanlışlıklar olabilir.
Bu olanlar sadece beni ilgilendirir.
Ben, bu köyün ağasıyım.
Ben, en güçlü en kuvvetliyim.
*
Benim isteğim dışında kimse kılını kıpırdatamaz, isteğim dışında sağa-sola bakamaz.
Köylüler beni izin vermedikçe komşularıyla içli-dışlı olamaz, kim kiminle ne kadar dost olacak, kim kiminle kavga edecek ben karar veririm.
Bunun dışına hiç kimse çıkamaz.
*
Köy çok büyük, hemen her köşeye yetişemem, her olayı görmem doğaldır ki olanaksız.
Bunun da bir çözümü var elbette.
Her mahalleye bir bakkal dükkânı açarım, oraya tezgâhtar niyetine kendi adamlarımı, casuslarımı yerleştiririm.
Bu adamlarım orada krallar gibidir, her hareketleri benim istediğim gibi olduğu için, etraf komşulara hep sert bakışlarla bakar, istedikleri müşterilere her şeyi çok pahalıya satarlar.
Müşterinin başka şansı yoktur, başka yerden alış-veriş yapamazlar, buna asla izin vermem.
Her fırsatta mahallelerde hır çıkartırım, kavga çıkartırım, komşular arasına nifak sokarım.
Onları birbirlerine düşman ederim.
Bu benim “böl ve yönet” taktiğimdir.
*
Aileler içinde de kendi adamlarım vardır, erkek ya da kadın hiç fark etmez.
Kardeşler arasında çekememezlik yaratırım.
Abla kardeş arasına da nifak sokarım, onları birbirlerine düşürür düşmanlık tohumları ekerim.
Bazı ailelerde fazla akıllı olmayan ama hırslı olanları daha genç yaşlarında tespit ederim.
Onları ilkokuldan üniversiteye, oradan da iş hayatına gireceği ana kadar izler, sürekli gizli yardım ederim.
*
Bu gizlilik etraf içindir, seçtiğim kişiye bunu arada bir hatırlatırım.
Ona yardımım başka şekillere bürünür zaman içinde, işyerinde onu sıklıkla ziyaret eder, yaptıklarını izler, bazı önerilerde bulunurum.
Onu geleceğe hazırlarım.
*
Bu tür kişiler sürekli olarak benim kontrolüm altında oldukları için, kendi istekleri doğrultusunda asla hareket edemezler. Bunu etrafa hissettirmeden yaparım, onları sürekli baskı altında tutarım. Hatta bu baskı öylesine güzel-tatlı yapılır ki kişi bunu kendisi bile fark edemez.
*
Kişi istediğim kıvama geldiğinde onu, mahalleye muhtar seçtiririm.
Seçmen ise bunu kendisinin seçtiğini sanır, yanılıyordur.
Kimseler fark etmeden hissetmeden bunu ben yaparım.
Muhtarlık yaptığı sürece de maddi manevi desteğimi yine gizlice yaparım, mahalle halkı bunu asla bilmez, bilemez.
*
Kendisini sürekli olarak eğitir, geleceğe, daha yüksek makamlara hazırlarım.
Kendisini her ziyaret ettiğimde kafasına başka şeyler sokarım.
Onu gözü pek yaparım.
Normal düşünmesini engellerim.
*
İstediğim kıvama geldiğinde işe tekrar el atarım.
Mahalle halkı aslında çok saftır, adeta aptaldır.
Bunu bilir, buna göre davranır öyle hareket ederim.
Seçtiğim bu kişiye bazen sorunlar yaratırım, bu zorunludur aslında. Her şey dört dörtlük olursa etrafta şüphe uyandırabilir, bu yüzden normalmiş gibi sorunlar çıkartır onu zora sokarım.
*
Kimseyi uyandırmadan, asla şüphe uyandırmadan hareket etmeliyim, ederim de.
Önce kişiye yüklediğim suçu bir punduna getirir temizlerim, bunun için etraftan, mahalle halkından yardım alırım.
Bu yardımı da öyle sinsi yaparım ki hiç kimse olanların farkına varmaz.
Ortaya attığım düşüncelerle, yeni fikirlerle kafaları iyice karıştırırım.
Kimse neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilemez duruma gelir.
İşte tam bu ortamda gerçek oyunumu sahneye koyarım.
*
Öyle sinsice hareket ederim ki, kimseler farkına dahi varmadan, adamım olan muhtarı köyün bağlı olduğu ilçeye kaymakam seçtiririm.
*
Ve tabii etrafındaki yalakaları ile birlikte.
Yeni kaymakam aslında bu işin adamı asla değildir, ne bilgisi, ne öngörüleri asla yeterli değildir, olsun, benim istediğim de bu değil midir?
Planım mükemmel işlemektedir artık.
İlçeye kaymakam olan adamım, eski çocukluk günlerinde olduğu gibi kabadayıdır hâlâ.
*
Yürüyüşü, konuşmaları, tavırları hep o eski çocukluk günlerinde olduğu gibidir. Bunu ben özellikle isterim kendisinden.
Mahalle halkı en az kendisi kadar aptal olduğu için yeni kaymakamın bu tavırlarından hoşlanırlar, onu bağırlarına basarlar.
Arada bir karşı çıkanlarda olur elbette, ama bu asla sorun değildir.
Çünkü kaymakamın arkasında ben varımdır.
Onu sürekli desteklemeye devam ederim.
*
İlçenin bu yeni kaymakamı geldiği bu makamda büyük işler yapacaktır, bunun için para gerektir.
Kendisinde zaten yoktur, önce kaymakam olan kişi de kasada para bırakmamıştır.
İşte o parayı yine ben veririm.
Bunu da çaktırmadan kimseleri uyandırmadan yaparım.
Bu bir yerde adamımın kaymakamlığının uzun süreli olmasını sağlamak içindir.
*
Kendisi fark etmeden, ona sürekli gaz vererek, onu pohpohlayarak, olduğundan büyük göstererek, beynini yıkarım.
Ona sürekli olarak ve asla altından kalkamayacağı şekilde borç para veririm.
Kendisini kral gibi görmeye başlamasını, mahallede en akıllı olduğunu sanmasını, her şeyi ben bilirim havalarına girmesini hep ben sağlarım.
Ama ne harikadır ki, bu kaymakam efendi benim tahmin ettiğimden de salak çıkmıştır.
*
Ne yalan söyleyeyim ben, bu kadarını asla beklemiyordum ondan.
*
Verdiğim borç paralar çoğaldıkça rahatsız olmaya ve her gün daha da sinirli olmaya başlar. Çünkü istediğim anda asla geri ödeyemeyecektir.
Bu yüzden:
Sokağa çıktığında mahalle halkından kim çıkarsa karşısına fırça atmaya başlar, etrafına birkaç destekçi yalaka almıştır, onların yardımı ile sürekli olarak en tepede durmayı başarır.
*
Bunu da ben sağlamışımdır kendisine, fakat bunun farkında dahi değildir O.
Dedim ya, ben bile bu kadarını beklemiyordum ondan.
Demek ki çok isabetli bir seçim yapmışım.
Kendimle gurur duysam hakkımdır değil mi şimdi?
*
Neyse, konuyu dağıtmayalım.
Bazen ona başka türlü hava atma şansı veririm, bir düğünde, bir bayram yerinde başka köylülerin muhtarlarına kabadayılık taslamasına izin verir ya da buna uygun zemin hazırlarım.
Bu, onun mahalle halkı nazarında büyümesine, hayranlık uyandırmasına neden olur.
*
Onu destekleyenler çoğalır, hatta ondan nefret edenler bile bu tavrına şapka çıkartır, ona hayran olurlar.
Böyle tavırlar bazen, böylesi tipler için gereklidir de.
*
Ama bir şeyi asla unutmamalıdır bu gibi kişiler.
Ben her zaman güler yüzlü değilimdir ve asla öyle olamam da.
Aslında güler yüzlülüğüm sadece işlerimi yaptırmak içindir, asla gerçek değildir.
*
Ben, böyle kişileri satın alırım, onları kendime kul-köle yaparım ama bu tür kişiler öylesine aptal, öylesine salaktırlar ki, yaptıkları her şeyi kendilerinin yaptıklarını sanır buna inanırlar da.
Bilemezler ki bir gün, onlardan isteyeceklerimin bir listesi önlerine konacaktır.
Şayet itiraz ederlerse?
*
Hayır! Asla itiraz edemezler, çünkü bu geçen zaman içinde burunlarında benim halkam, boyunlarında ise yine ucu bende olan yular vardır.
O halkayı ve yuları asla hissettirmeden ben takmışımdır.
*
Sürekli ucu bende olan bu halkayı hafiften çekerim bazen, burun deliklerine geçirilmiş olan bu halka, canlarını yakar, çaresizce çektiğim tarafa gelirler, geleceklerdir, gelmek zorundadırlar.
Başka çareleri yoktur.
*
Bazen bunu bir yerde, bu gibi adamların adamlarının ayaklarından ayakkabı ve çoraplarını çıkartır, dikenli arazide yürütürüm.
Beklerim ki bir itiraz gelsin!
Ama gelemez, gelmesi olanak dışıdır. Bunu çaresizce sîneye çekerler…
İşte böyle anlarda burunda ki halka, boyunda ki yuların ayırdına varır bu gibi adamcıklarım.
Çaresizce gelirler peşimden, gelmek zorundadırlar.
İsteğim dışında asla hareket edemez, isteğim dışında iş yapamaz, yapmaya kalkışamaz.
*
Daha dün, bir iş için benim mahalleye gelmişti bunlardan biri.
Adamlarıma dedim ki, biraz oynayın şunlarla, dalganızı geçin bakalım ne yapacaklar?
Garibim, yüzü morarmış bir şekilde dolaştı durdu köyün tozlu sokaklarında.
Etrafında da yalakaları…
*
Ne demiştik?
Biz yaşamımızı böyle kurduk, etrafımızda hep yağdanlıklar vardı hep olacaktır da.
Kişilerin damarına gireriz biz, onlar bazen hiç fark etmeden, bazen de bilerek seçeriz böylelerini.
*
Şimdi mahalle halkı kendi aralarında konuşuyorlar durmadan.
Ya kaymakam, bu yapılır mı size, ya da mahallemize?
Bir şeyler desenize, söylesenize!
Nerede kaldı o kabadayı haliniz?
Hani hangi düğündeydi bir horozlanmış, bir horozlanmıştınız ki, tüm mahalle ayağa kalkmış sizi bağrımıza basmıştık.
Şimdi ne oldu ha?
*
Sahi şimdi ne oldu?
*
Unutmayın, ben bu köyün ağasıyım…
Ben ne dersem, ne istersem o olur.
Yoksa?
Evet, yoksa?
!!!!
*
TürkCelil
25.9.9








