Count per Day
  • 5This post:
  • 8024Total reads:
  • 22Reads today:
  • 89Reads yesterday:
  • 0Visitors currently online:
En Çok Okunan

Anılarda mı kalsaydı? / Dizi Yazı -1-

orta logom

TürkCelil…
Sayın ve de Sevgili Okur,
Bu bir yazı dizisidir, yaşanmış bir olayı anlatmaktadır.
Rastgele okunursa hiçbir anlamı olmaz. Eğer lütfedip okursanız okuyacaksanız lütfen, 1. yazıdan başlayarak 8′e kadar okuyunuz...
Değerli okur, bu bir yazı dizisidir.
1′den itibaren 8′e kadar okunursa anlam kazanır…
4 Şubat 1987 Çarşamba, güneşli ama oldukça serin bir İstanbul günü, içimde biraz korku biraz da heyecan var.
Korkuyorum, çünkü: sol bacağıma birkaç yıl önce Almanya’da geçirdiğim bir Trafik Kazası sonucu bir metal takılmıştı.
Bunun alınması gerek.
Aslında zamanı geçti bile, artık daha fazla beklemek gereksiz diye düşündüm ve Baltalimani Kemik Hastanesi’ne doğru yola çıktım.
Oldum olası, önünden her geçtiğimde ilgimi çeken bu tarihi yapıyı nihayet yakından görecek, bir yanda tarih soluyorken, diğer yanda bence büyük ama tehlikesiz bir ameliyat geçirecektim.
“Büyük bir ameliyat ama tehlikesiz” ne ola ki diye merak edilebilir.
Anlatayım:
-
Sol baldırımda 32 cm. boyunda bir metal var.
Bu metal 17 adet 5 cm. boyunda vidalarla kemiğe vidalanmış.
Yukarıda dediğim gibi aslında o metalin 2 yıl önce alınması gerekiyordu ama bir yanda sigortalı değilim, diğer yanda param yok.
Sonra, “nerede ve hangi hastanede aldırsam”, bir türlü karar verememiştim.
Baltalimanı Kemik Hastanesi, adı üzerinde bir uzman hastane.
Burada şansımı denemeliydim artık.
***
Ana kapıdan bahçe kısmına girildiğinde insanın içini kaplayan “o deniz kokan huzurun”, yatmam gereken koğuşa girdiğimde birden kaybolduğunu hissettim.
Dışarıdan muhteşem görünen bu tarihi yapının iç kısımları bir rezaletti.
Soldaki yapının bir odasında işlemlerim yapıldı ve bir genç hademe ile yola koyulduk.
Karşılıklı iki binadan oluşan bu güzel yapının ana giriş kapısından baktığımızda hemen sağ taraftaki yapının içine girdik.
12 yıl gibi uzun bir süre yaşadığım Almanya’da, bulunduğum küçük kasabanın önce eski, sonrada muhteşem olan yeni hastanesine adeta aboneydim.
***
Ya bir iş kazası geçirirdim, ya da başka bir sorun çıkardı bedenimde.
Bu yüzden hem eski, hem de yeni yapılarda hasta olarak çok bulunmuştum.
Ayağımın “oradaki” son ameliyatını yapmaları için son defa ameliyathaneye getirildiğimde, girişin karşı köşesinden “kim geldi hemşire hanım” diye seslenen doktora bakmak için başımı kaldırdığımda ben:
“Ah siz misiniz Herr (Sayın) Yamak? Siz de olmasanız burada işsiz kalacağız” diyerek takıldıkları kadar tanınmıştım orada.
***
Baltalimanı Kemik Hastanesi: sağ taraftaki kalacağım, dıştan görkemli binanın ana kapısından bana öncülük eden genç hademe arkadaşla girdik, O, önde ben arkada gidiyoruz.
Birkaç metre sonra sola döndük.
Oldukça uzun fazla geniş olmayan bir koridor, koridorun sonunda karşıma belki 200 m2’den daha büyük bir salon çıktı.
Bu salonun etrafı odalarla çevrili…
Bunu etrafına sıra ile dizilmiş eski ve oldukça yüksek kapalı kapılardan çıkartıyorum.
Tarihi bina olduğundan olsa gerek, yerler düz değil, sanki engebeli toprak zemin hissini uyandırıyor.
Tavan çok yüksek, tipik tarihi yapı…
***
Kapı ve pencereler de öyle, oldukça eski ve bakımsız, açılıp kapanmakta zorlanıyorlar.
Ortadaki bu kocaman salon, bir zamanlar sanki bekleme salonuymuş duygusu veriyor insana.
Belki orta yerde kocaman bir soba yanıyor ve tüm odalar buradan ısıtılıyordu.
Gerçekten de orada bir soba var mıydı?
Hayret, aradan bunca yıl geçince unutmuşum, keşke notlarım arasına bunu da ekleseydim.
Neyse…
Koridordan bu devasa salona girişte hemen soldaki bir odaya girdik.
Fazla büyük olmayan bu odada 12 hasta yatağı saydım.
Yataklar odanın dört bir yanına uygun bir şekilde dizilmiş.
Solda benim yatakla birlikte 3 yatak, sağ tarafta 3 yatak ve karşımda bahçeye bakan yerde 6 yatak var.
Her yatak arası 50 cm. kadar var.
***
Kapı girişinin hemen solunda ki yatak boş, “yatağın burası abi” dedi bana rehberlik eden genç hademe arkadaşım.
Beraberinde getirdiği çarşaf ve yastık kılıfını yatağın üzerine bıraktığında ilk dikkatimi çeken şey, bu çarşafların renkleri oldu.
Beyaz değillerdi artık, gri desem o’da değil.
Ama bir zamanlar mutlaka beyaz olmalıydılar.
Çünkü beyaz olduklarına dair izler henüz tam olarak kaybolmamış.
Çarşaf çiviye takılıp yırtılmış birçok yerinden, ayrıca yıkandıkları da belli ama, üzerlerinde onlarca kan lekesi ve başka lekeler var…
…anlaşılan deterjan denen temizleyici buralara henüz uğramamış.
***
Acaba dönüp gitsem mi diye düşünmedim değil ama geldik bir defa.
Ne olacaksa olsundu artık, sonra başka nereye gidebilirdim ki?
Çoktan alınması gereken metal orijinalliğini kaybetmiş olabilir, başıma çok daha başka dertler açabilirdi.
İçinde çamaşırlarım, okumak için bir sürü kitap ve not almam için beraberimde getirdiğim defterim olan valizimi bir kenara koyarak, yatağımın üzerine bırakılan lekeli ve gri renge bürünmüş yatak çarşafı, yastık kılıfını yatağın üzerine sermeye başladım.
Buda benim alıştığım duruma çok tersti.
Öyle ya, ben bir hastaydım, gideceğim koğuş/oda belli değil miydi?
Yatağım neden önceden hazırlanmamış, bu işlem hastaya, yani bana bırakılmıştı?
***
Demek burada usul böyle diyerek, yatağımı hazırlamaya başladım.
Kitaplarımı çıkarttım, yatağımın hemen yanı başında duran hasta masasının üzerine dizdim.
Ben bu işlemi yapıyorken, benden başka odada olan çocuk, genç ve yaşlılardan olan diğer 11 hasta arkadaşım, bir yandan kim ve neci olduğumu, buraya neden geldiğimi soruyorken, bazıları yatağımı yapmama yardım ediyordu.
Aralarında kiminin kolu ya da bacağı alçıya alınmış, kimi ameliyattan yeni çıkmış, kimi ağrıyan bir tarafı için sızlanıyordu.
Bir hastane odasından çok, kendimi bir köy kahvesinde gibi hissettim.
Tuhaf değil mi?
***
Hasta yataklarının boyaları yer yer dökülmüş, bir kısmı paslanmış, üzerlerine incecik bir yatak konmuştu.
Üzerlerine örtüsü ve kılıfı henüz takılmayan ince yatağın ve yastığımın nasıl bir renk almış olduklarını anlatmayacağım, üzerlerindeki kocaman kan ve başka lekelerden de hiç söz etmeyeceğim.
Aslında gerek de yok, öyle ya, yıkanmış ama lekelerden bir türlü arınmamış olan kılıflar takılacak üzerlerine.
İçleri berbatmış, hatta kokuyormuş kimin umurunda ki.
***
Sonra ne bekliyordum ki ben?
Burası nihayet bir hastaneydi, bir Devlet Hastanesiydi.
5 yıldızlı otel değildi.
Sanırım öğleden sonra, doktorlar galiba vizite için geldiler.
Rutin konuşmalar,
“iyisin değil mi,” ya da
“ağrıyor mu”, veya
“geçer geçer korkma bir şey olmaz”, ya da,
“yarın bana bir hatırlat bakarız” gibi konuşmalar.
***
Başhekim olduğunu sandığım yaşlı doktorun etrafında el pençe duran diğer hemşire ve doktorları böyle görünce onlara acımıştım.
Öyle ya ben Almanya’da defalarca hastanelerde bulunmuş, onlarca defa vizite ziyareti yaşamıştım ama böylesi bir ast-üst farkını görmemiştim.
Başhekim sandığım bu kişi kendini bu hastanenin padişahı gibi görüyor olmalıydı.
Ve peşinden gelen diğerleri de, …onun etrafında fır dönen tabasıydı.
Vizite, 12 hastası olan bu odada 5 dakika bile sürmemişti, ne soru sormak isteyen hasta dinlenilmiş, ne de yardımcı olunmuştu.
Orası ile burasını elimde olmadan kıyaslamaya başlamıştım artık.
Aradaki bu fark inanılmaz derecede açık ve netti.
-
devamı 2′de

Anılarda mı kalsaydı? -/Dizi Yazı-2-

Anılarda mı kalsaydı? / Dizi Yazı -3-

Anılarda mı kalsaydı? / Dizi Yazı -4-

Anılarda mı kalsaydı? / Dizi Yazı -5-

Anılarda mı kalsaydı? / Dizi Yazı -6-

Anılarda mı kalsaydı? / Dizi Yazı -7-

Anılarda mı kalsaydı? / Dizi Yazı -8- BİTTİ

One Response to “Anılarda mı kalsaydı? / Dizi Yazı -1-”

  • admin diyor ki:

    Sevgili Okur,
    “Anılarda mı kalsaydı?” 1′den 8′e kadar olan bölümleri ile yaşanmış bir anıyı anlatır.
    Ayrı ayrı bölümler değil bir bütündür…
    Rastgele bir bölüm okunduğunda hiçbir anlamı yoktur.
    Şayet yazının neyi-neleri anlatmak istediğini bilmek isterseniz, yazıyı 1′den-8′e devam ederek okumalısınız.
    Ve eğer konu hakkında düşünceleriniz varsa lütfen buraya ekleyiniz.
    Bu karşılıklı yazışmayı, yazışma tanışmayı getirir…

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

Bugün Okunan

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /var/www/vhosts/turkcelil.com/httpdocs/3v/wp-content/themes/fireworks_in_the_sky_eve060/header.php:2) in /var/www/vhosts/turkcelil.com/httpdocs/3v/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 491
Yazı ara
Arşivler