TürkCelil
Havalar soğuyor, içimde bir sıkıntı var ki, atamıyorum.
Hoş odaya, özellikle sadece bu yavrularım için soba kurdum ve hafif hafif hep yanıyor ama, yüreğimde ki huzursuzluğu atamıyorum.
Hemen yan oda da yatıyorum.
Sabah güneşi yükselince hafiften, pencereden süzülür yüzüme, yüzüme
***
Anlatması çok güç ama bu, tarifi olanaksız bir mutluluk verir benliğime.
Bedenimde tarifsiz bir gevşeme oluşur, yaşamın sihirli gücü dolaşır tüm damarlarımda.
Diğer odadan cıvıltıları başlamıştır yavrularımın.
Yavrularım!
Muhabbet Kuşlarımdır.
Bu mutluluğu yazabilseydim, anlatabilseydim sizlere.
Ama yapamam, yapamıyorum.
***
Büyük bir kafesin içindedirler.
Biri bir köşeye çekilmiş, kendince bir şeyler mırıldanmaktadır.
Bir diğeri kaşınıyordur tüm o sevimliliğiyle.
Hepsi başka renkteler.
Sadece biri var ki, onun duruşu, hareketleri özeldir.
O, beyazdır, O, asildir duruşuyla.
O, farklıdır sanki…
Tümünün cıvıltıları kaplamıştır küçük odalarını.
Ötüyorlar mı?
***
Biz insanlar öttüklerini sanırız!
Ama yanılırız.
Onlar, konuşurlar, belki de içlerini döküyorlardır. Kim bilebilir ki?
Büyük kafesin bir sağ köşesinde, bir sol köşesinde onlara özel “yuva”lar vardır.
Bir kutucuktur bu, ön cephesinde yuvarlak bir delik.
Ve bir küçücük çıta/tünek de hemen altında. Oraya konup içeriye gireceklerdir.
***
Ama bizler, hemen her işimizde sorumsuz ve düşüncesiz olduğumuzdan, bu yuvanın nasıl olması gerektiğini hiç düşünmemişizdir.
Kare bir kutu yapmış ve tamam demişizdir.
Dümdüz bir zeminle işi hallettik sanmışızdır.
Ne büyük bir yanılma ve sorumsuzluk örneği.
O düz, dümdüz zeminde minicik yumurta nasıl duracak?
Üstelik yuva kafese takılırken küçük bir eğim, dengesini bozacak ve o minik sevimli yumurtası asla ortada durmayacak.
Bize ne canım…
O, O minik sevimli kuşun derdi, Onuda mı biz düşüneceğiz?
Düşünmeyiz!..
Gerek görmeyiz…
***
Dişiler arada bir bu yuvalara girer ve çıkarlar.
Erkekler hemen kapısı önünde beklemedeler!
Ama erkekler önceden bu yuvalara çok girip çıkmış ve ortamın müsait olup olmadığına bakmışlardır.
Beğenmedikleri kıyı-köşeleri o güçlü gagaları ile kemirmişlerdir.
Günlerce kafes içinde tırrrt, kırrrp diye bir ses duyuyorsanız bilin ki, baba adayı inşaat işleri ile uğraşıyor, bir yerleri beğenmemiş olmalı ki düzeltiyordur.
Arada bir dişi de gelir kapı önüne kadar, ama erkeğinin işine asla kırışmaz.
***
Muhabbet Kuşları da eş seçerler, yani “tek” eşlidirler.
Bütün iş dişilerde biter, eğer o bir erkeği sevmemiş, ondan hoşlanmamışsa boşuna beklersiniz yavru yapmalarını.
Evet, erkeğin kafes içinde ki kıpırtıları, tıkırtıları devam ediyor.
Bu bir hazırlıktır.
Orada eşi uzun süre yatacak, yavrularını getirecektir dünyaya.
Dişi yuvaya girmeye ve uzun süre içerde kalmaya başlar.
Merak edersiniz ve anlarsınız ki bir şeyler olmaktadır.
Meraklı biri iseniz, eğer o yuvanın içini de biliyorsanız, kafanızda “yumurta orada nasıl duracak” sorusu gidip gelmeye başlar.
Kendi düş dünyanıza göre içeriye, bir şeyler koyarsınız.
Yumuşacık bunların üzerinde yatsın diye, halı parçası, yünlü kumaş parçası koyarsınız.
Ama ne erkek ne de dişi bunu asla kabul etmezler, onca malzemeyi küçücük kapısından uğraşa didine dışarıya atarlar.
Yuvalarını başkalarının yapmasına izin vermez, buna katlanamazlar.
Ne diyelim, kuş aklı işte.
***
Bir süre sonra dişinin içeride uzun süre kalmaya başladığını, kapının önünde de erkeğin beklediğini izlersiniz.
Merak edersiniz, acaba bişiler mi var?
Aslında yuvaların arkalarında yukarıya doğru sürgülü açılan kapıları vardır.
İyi de, ne yapmalı nasıl bakmalı ki yuvanın içine?
Canım, açın arka kapıdan bakın işte, bu sorun edilir mi ki?
Edilir efendim, hem de bal gibi edilir!
Bunlar Kanarya değil, Muhabbet Kuşlarıdır, özeldirler.
Özel yaşamları vardır, gizlilikleri vardır.
Ne yumurtasının ne de yavrusunun insanlar tarafından görülmesini istemezler.
***
Hayır!..
Sadece insanlar tarafından değil, ne zaman ki yumurtlamaya son verdi, kuluçkaya yattı…
O andan itibaren, ta ki yavru/lar çıkıp biraz büyüyene kadar, erkeğin dahi görmesine izin vermez anne adayı.
Hoş, babanın bu sorunu zaten yoktur, o bilir ki eşinin özel günleridir bu günler ve asla bunu merak etmez.
Eşinin bu kutsal verimliliğine saygı gösterir, onu tüm bu süre zarfında deliler gibi besler.
Yumurtaların üzerinde sürekli yatılması gerektiğini sanki anneden daha iyi bilir, bunun ne kadar önemli olduğunun bilincindedir.
Bu yüzden, tuvalet için dışarıya çıkan annenin etrafında pervane olur, ona bir şeyler anlatır, sağına soluna koşturur.
Minik gagası ile onu iteler, konuşur da konuşur.
Bu, “ne olur acele et, bak yumurtaların/yavrularımız üşümesin hadi bitir şu işini de gir artık içeriye”, der gibidir.
***
Siz merak edip kafese yaklaştığınızda, tuvaletini henüz bitirmemiş olsa bile anne, hemen kafesine koşar içeriye girer siz içeriyi görmeyesiniz diye de hemen yumurtaların üzerine yatar yeniden.
Bu, bir önlemdir, sırrının görülmesini istemediği için yaptığı, bizler için anlaşılmaz olan bir gizemdir.
Bunun içindir ki yuvaları kapalı bir kutudur.
Eğer bakarsanız, o minik anne sizin baktığınızı fark etmişse, henüz daha yumurta ise yumurtaları, yavru çıkmışsa da yavruları, unutabilirsiniz.
Yumurta ise henüz, onları kıracak yok edecektir.
Yavru çıkmışsa onları, öldürüp atacaktır yuvadan.
Ve sil baştan başlayacaktır.
Ne büyük bir acı, ne büyük bir eziyet minik anne için…
Aman dikkat!..
***
Ben bunları görüyorum ya, bir şeyler yapmam gerek diye düşünüyorum ama bulamıyorum.
Arada bir çiftleştiklerini bile görüyorum.
Ne büyük bir mutluluktur bu, kuş beslemeyen bilemez.
Ama kalabalığın içinde kendine eş bulamamış başka dişiler de vardır.
Bunlar korkunç kıskançtırlar.
O yuvaya girmek için her yolu denerler.
Ve yuvanın sahibi ile kıyasıya kavgalar başlar.
Ve evin erkeği ile de.
Sonuç?
Sonuçsuz kalır!..
***
Kendine erkek bulamamış, var olanları beğenmemiş olan diğer anne adayları korkunç derecede huzursuz ve kıskançtırlar.
Çare düşünmek gerek, gerek ama kışın başladığı, havaların soğudu bir mevsimdir.
Bu sizin görüş ve düşüncenizdir ama onlar öyle düşünmezler.
Onlar yavru isterler ve bunun için hazırlığa çoktan başlamıştırlar bile.
Ne yapsam?
Muhabbet kuşları insancıl yaratıklardır.
Yalnızlıktan asla hoşlanmazlar.
Sizin yanınızda, yakınınızda olurlarsa çok mutludurlar.
Ne tuhaf değil mi? En baba bir muhabbet kuşu sadece 35 gram gelir.
Ama düşünen, algılayan, dinleyen ve konuşan minik sevimli can yoldaşıdırlar.
Şu anda oturma odamda ben BS’ın başında bu yazıyı yazıyorken, onlar 3 ayrı ve yan yana duran küçük kafeslerinde hepsi birden ötüyorlar.
Dedim ya, aslında ötmüyor konuşuyorlar.
Neler anlatıyorlar bir anlayabilsem.
Ama mutlu olduklarını biliyorum, buna eminim de.
Kendi büyük kafesleri içinde çok daha rahattılar, sadece kavga başlamıştı aralarında.
***
Yumurtlayan diğer dişiyi kıskananlar kavga çıkartıyorlar, o dışarıya çıktığında hemen dalıyorlar bu gizli yuvaya.
Yani, orada bir kaos yaşanıyor.
İster buna insanın cehaleti deyiniz, ister bilinçsizlik.
Üstelik benden uzaktalar, yani yalnızlar.
Her ne kadar altı adedi bir arada olsalar bile.
Ben ne zaman onların olduğu bu odaya giriyorum, bir harekettir başlıyor aralarında.
Bana doğru uçup yem koyarken elime konanlar, mutlu kısa ötüşler…
Anlıyorum, beni özlüyorlar.
Ne yapsam acaba?
***
Birden karar veriyorum.
Hemen onları 3 küçük kafese eşler olarak paylaştırıyorum.
Ve yanıma, oturma odama getiriyorum.
Unutmadan yazmalıyım.
O beni çileden çıkartan yuvaların içi var ya, ben bunları kendim yeniden düzenliyorum.
Koyacağım şeyi, bu her ne ise atamayacakları ve üzerinde yatacakları gibi hazırlıyorum.
Bu, o minik kafesin içine sığacak bir kül tablası, bir çay bardağı altlığı olabilir.
Önemli olan ortasının mutlaka çukur olmasıdır.
Bunu öylece oraya koymuyorum canım, eski kışlık çoraplarımla sabit ve yatılabilecek bir yuva şekline sokuyorum.
Yerine bağlıyor ve bekliyorum.
Anne adayı bunu görüyor, inceliyor.
Siz hiç bir muhabbet kuşu’nun meraklı bakışını izlediniz mi?
Müthiş bir güzelliktir o anlar.
***
Önce o minik başını merakla kaldırır, dikkatli bir iki adım atar, asla direkt bakmaz.
Yan bakar, yani sanki tek gözüyle bakar gibi.
Sonra başının öbür yanını çevirir diğer gözü ile bakar, o zaman merak edersiniz acaba böyle ne görüyor, nasıl görüyor diye.
Korkak ve de dikkatli, o minik yuvanın kapısından içeriye bir bakar, aaaa!.. İçerde yabancı bir şey var gibi geri sıçrar.
Ama bir defa kendi mekânında yabancı bir şey görmüştür ya, artık bu meraktan kurtulamaz.
***
Bir kaç dakika müthiş bir tereddüt devresi, sonra “hadi canım bak korkma” dercesine kendinden daha emin yine kapı önüne gelir, yarı beline kadar içeriye uzanır.
O yabancı şeyi gagaladığını tahmin edebilirsiniz.
Gagaladığı o şey yanıt vermedi, cesareti artar ve tüm gövdesi ile girer içeriye.
Siz dışarıdan bu olayı çaktırmadan izliyorsunuz ya, içerideki tıkırtıları duyarsınız.
Bu tıkırtılar, o şeyi oradan kopartamaya, onu kaldırıp atmaya uğraşan ayak ve gaga sesleridir.
***
Bir süre sonra dışarı çıkar, ama tam değil.
Allah allah bu da nereden çıktı dercesine diğer arkadaşlarına bakar.
Bu bakışlarda hem sinirlilik, hem de bir gariplik vardır.
Tekrar geri girer, tıkırtılar artık uzun süre devam edecektir.
Ne zaman ki uğraşı boşunadır, o şey her neyse oradan çıkartamayacaktır, bırakır…
Yani onu kabullenir çaresiz.
Ve çaresizce bu şeyi kendi küçük bedenine göre düzenler.
Uzun bir uğraştan sonra orası, artık onun evidir.
Bunu, uzun süre sissizce içeride kalmasından, erkeğinse durmadan oraya yemek yetiştirmesinden anlarsınız.
Onlar mutludurlar, çünkü yavruları olacaktır.
**
Ya siz? Siz mutlu değil misiniz?
**
Ben çok mutluyum.
**
TürkCelil
6.12.2005
TürkCelil…
Havalar soğuyor, içimde bir sıkıntı var ki, atamıyorum.
Hoş odaya, özellikle sadece bu yavrularım için soba kurdum ve hafif hafif hep yanıyor ama, yüreğimde ki huzursuzluğu atamıyorum.